Çalışkanlar, İyimserler, Karamsarlar
Sıradan bir insan vaktini nasıl geçireceğini, çalışkan bir insan ise vaktini nasıl tasarruf edeceğini düşünür…
Bu düşünce, çalışkan ile tembelin terazideki belirgin farkını da özetler…
Tembeller emeksiz, hedefsiz ve önyargılı tutumlarıyla gün için yaşarken; çalışkanlar iyimserliği de yedekleyerek ve az konuşup işleri, uğraşları için çaba ve emek verirler…
Sonuçta, her zaman istedikleri zirveyi yakalayanlar ve başaranlar da, elbette istisnasız hep çalışkanlar olur!..
+++
1802 yılında ilk buharlı savaş gemisini yapan Amerikalı mucit Robert Fulton’un gemisi, Hudson Nehri’nde ilk seferine çıkmaya hazırlanıyordu…
Nehrin iki yakasında, bu tarihi olaya tanık olmak için binlerce insan toplanmıştı. İzleyenlerden biri de, karamsar ve yaşlı bir adamdı ve durmaksızın ”Göreceksiniz, bu gemiyi yürütmeyi asla başaramayacaklar!” diyordu…
Bir süre sonra tam aksi oldu ve gemi çalışarak süratini de gittikçe arttırdı…
Hızı arttıkça, geminin bacasından çıkan dumanlar koyulaştı ve izleyenler bu büyük başarıyı çılgınca alkışladılar…
Karamsar, yaşlı adam ise gördüklerine şaşkınlık içinde baktı, başını iki yana sallayarak bu kez yine konuştu:
”Göreceksiniz; bu gemiyi asla durduramayacaklar!..”
Galiba dünyada hem iyimserlere, hem de karamsarlara ihtiyaç var gibi gözüküyor.
Şöyle de denebilir:
İyimserler uçağı icat ettiler, karamsarlar da paraşütü!..
+++
Genç bir çift yeni bir mahalledeki evlerine taşınmışlardı. Sabah kahvaltı yaparlarken, o sırada pencereden karşı komşularının çamaşır astığını gördüler.
Kadın kocasına:
“Bak! Gördün mü, çamaşırları yeterince temiz değil! Bence bu kadın çamaşır yıkamayı bilmiyor! Muhtemelen de doğru dürüst bir deterjan ya da kaliteli sabunu da kullanmıyor olmalı!” dedi. Kocası ona baktı ve sonra hiçbir şey söylemeden kahvaltısına devam etti…
Ne var ki kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah kocasına aynı yorumu, aynı tonda yapmaya devam etti. Bir ay kadar sonra bir sabah, bu kez komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırdı ve eşine dönerek konuştu:
“Bak, gördün mü! Komşu hanım sonunda çamaşır yıkamayı öğrenmiş! Merak ediyorum kim öğretti ki acaba?’”
Kadının kocası, eşine kısa bir yanıt verdi:
“Ben, bu sabah biraz erken kalkıp bizim pencereyi sildim!..”
Aslında başkalarını izlerken tanık olduklarımız, baktığımız kendi penceremizin ne kadar temiz olduğuna bağlı…
İşin doğrusu; birini hırpalamadan, eleştirmeden ve hemen yargılamaya başlamadan önce; zihin durumumuza bakmak ve “Doğru”, “temiz ve iyi” olanı görmeye hazır olup olmadığımızı fark etmek olmalı…















































